reklam reklam
Ana Sayfa Bizden Haberler, Genel, Mahallelerimiz, Yazarlarımız 6.07.2013 1363 Görüntüleme

Buğdayın Yolculuğu

Buğdayın Yolculuğu

 “Bu yazı bu günlerde hasadı yapılmaya başlanan buğdaylara adanmıştır.”

 Ben bir buğday tanesiyim. Bir sonbahar günüydü toprağa verildiğimde. Havalar hafiften soğumaya başlamıştı, üşümüştüm biraz. Ama toprağın altı biraz daha sıcak gibiydi. Yinede geceler gündüzlerden daha soğuk olmaya başlamıştı günden güne. Sadece soğuklar değildi beni korkutan. Birçok buğday tanesinin böcekler tarafından yendiğine şahit oldum. Korkuyordum bana da sıra gelecek yeşeremeyeceğim, gün yüzüne çıkamayacağım, mahsule duramayacağım diye. Günler günleri kovaladı. Yağmurlar yağmaya başlamıştı iyiden iyiye. Yağmurlar yağdıkça toprak ve cümle bitki bayram ediyordu. Ben henüz bilmiyordum o günlerde yağmurun önemini. Yağmur benim için üşümek ve ıslanmaktı. Günler geçti günler, hava çok soğumuştu. Bir gün karlar yağmaya başlamıştı. Yağdıkça yağıyor toprağı kapatıyordu. Düşündüğümün aksine kar beni üşütmüyor, soğuk kış gecelerinde bir manto gibi bedenimi koruyordu. Böylece günler geçti.  Ben karlar içerisinde yeşermiştim. Boyum karları aşacak yükseklikte olmadığı için gökyüzünü göremiyordum. Hafif hafif bedenimden suların akmaya başladığını hissediyordum. Anlaşılan karlar erimeye başlamıştı. Bir ilkbahar günüydü gökte parlayan güneşi gördüm. Güneş durmadan parlıyor, karlar eriyordu. Karların erimesiyle kar suları köklerime iniyor beni besliyordu. Üşüdüğüm günlerin intikamını alırcasına güneş parladıkça parlıyor bedenimi ısıtıyordu. Isınan bedenim çok daha hızlı büyümeye başlamıştı. Yağmurlarda sağanak sağanak yağıyor, cümle canlı bayram ediyordu. Bu sefer bütün canlıların bayramına bende eşlik ediyordum. Bir gün yaşlı bir adam geldi, gübre denilen bir şeyler serpeledi. Bu gübre denilen şey çok daha hızlı büyümemi sağlamıştı. Günler böylece akıp giderken tam yanımda bir ot türedi. Yerimi darlaştırmış, huzurumu kaçırmıştı. Benden daha çabuk büyüyor, güneşime, toprağıma ve besinlerime ortak oluyordu. Ortak olmakla kalmıyor dahası baha dünyayı zehir ediyordu. Ne olduysa üzerimize sıkılan beyaz renkli acı sıvıdan sonra oldu, bu sıvı bana hiç zarar vermemişti ama onun günden güne kaybolmasına sebep oldu. Eski huzuruma kavuşmuştum. Bir yandan güneş parlıyor, sonra birden kara bulutlar gelip yağmur yağıyordu. Günler böylece geçip gitti. Başaklarım çıkmaya başlamıştı. Rüzgârı başaklarımda iyiden iyiye hissetmeye başlamıştım. Günlerden bir gün çok garip bir şeyler yağmaya başladı.  Gökyüzünden yağmur damlalarından daha büyük buzdan bilyeler yağıyordu. O kadar hızlı düşüyorlardı ki, değdikleri her bitkiyi kırıyorlardı. Neyse ki onlarcası yalarcasına bedenimden geçmişti ama hiçbiri bana temas etmemişti. O gün daha da çok korkmuştum.  Sıcaklar iyiden iyiye bastırmaya başlamıştı. Başaklarımın için taze buğdaylarla dolmuş, sapın kurumaya başlamıştı. Sabahın sekizi sularında, traktör ile birileri gelmişti. Traktörün arkasında ekin biçme makinesi vardı. Makine çok hızlı bir şekilde bana doğru yaklaşıyordu. Börtü böcek can havliyle bir yerlere kaçıyordu. Ama buğdayların kaçma imkanı yoktu. Ekin biçme makinesi ne kadar buğday varsa bir bir biçiyor, sonra hepsini desteliyor ve desteleri sıra sıra atıyordu. Bana sıra geldiğinde ne olduğunu anlamadan biçilmiş bir şekilde yere düşmüş olduğumu gördüm. Bu hadisenin üzerinden bir hafta geçmişti ki “anadutlu” adamlar geldi. Anadutları bizi “karaçav” monte edilmiş römorklara yüklediler. Tahminime göre beş,  altı kilometre yolculuk yaptık. Harman denilen yere vardığımızda “patos” denilen bir makinenin önüne döküldük.  Traktör ile patosu birbirine bağladılar. Sonra yüksek bir gürültüyle patosun çarkları dönmeye başladı. Bir tane adam patosun önünde duruyor “dirgen” denilen üç tane sivri çelik çubuğu olan ve uzunca bir ağaç sapa monte edilmiş bir ekipmanla ekinleri patosun içene atıyordu. Patos tane ve saman kısmını ayırıyordu. Sıra bana gelmişti, patosun önünde duran adam dirgenle beni ve diğer ekinleri topladı ve patosun içine attı. Ortalık toz duman olmuştu, içerideki çelik bıçaklar olabildiğince hızla dönüyor bizi un ufak ediyordu. Orada çok kısa kaldık. Sonra alt taraftaki gözeneklerden elek denilen bir yere düştük. Sonra elekte ilerlemeye başladık. İlerledikçe tarladaki rüzgâra hiç benzemeyen bir rüzgar ortaya çıktı. Bu rüzgâr patosun savurma işini yapıyordu anlaşılan. Elekte ilerledikçe samanların ve zayıf tanelerin rüzgârın etkisiyle yukarı çıktığını, ağır ve dolu tanelerin elekte ilerlemeye devam ettiğine şahit oldum. Sonra elek denilen bir yerden dökülmeye başladık. Döküldüğümüz yerde bir çocuk bizi kovaya doldurdu ve bizim gibi milyonlarcasının bulunduğu bir buğday tepesine döktü. Birkaç saat sonra insanlar gitmiş, gürültü bitmişti. Birden tarlaya ekilmeden önceki günkü gibi bir buğday tanesi olduğumu fark ettim. Hava iyice kararmış ve serinlemişti. Çekirge ve kurbağa seslerinin eşliğinde huzurlu bir uykuya daldım…

 Akın RÜYAOĞLU        05.07.2013

bugday kepce

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Divan Lezzet Lokantası

Divan Lezzet Lokantası

reklam
reklam
reklam
Tasarım | aksiyonreklam.com