Ankara
İmsak 05:36
Güneş 06:59
Öğle 13:03
İkindi 16:21
Akşam 18:58
Yatsı 20:16
İftara son --:--
blank
Tıklanma: 7

Hasatta Ramazan Ayarlaması

Hasatta Ramazan Ayarlaması

Mahallemiz “çalışmak ibadettir” düsturunu iliklerine kadar hisseden insanların çok fazla bulunduğu bir yerdir.

Mahallemiz insanı; Ramazan-ı Şerif ile hububat hasadının aynı zamana denk geldiği bu yıllarda Oruç ibadetini de layıkıyla yerine getirmeye çalışmaktadır.

Öyle ki; bu yıllar Oruç ibadetinin süresinin en uzun olduğu ve havaların en sıcak geçtiği zamana denk gelmektedir. Geleneksel yöntemlerle yapılan hububat hasadı çok fazla bedensel iş gücü ve sabır gerektirmektedir. Böylelikle sabır gerektiren Oruç ibadeti ve hububat hasadı aynı zamana denk gelmiş olur. Bu durum çiftçilerimizi hem Oruç ibadetini layıkıyla yerine getirebilecekleri hem de işlerini aksatmadan yapabilecekleri alternatifler aramaya sevk eder.

Bu alternatiflerden bir tanesi için, bazı çiftçilerimizin günlük programını anlatmakla başlayalım işe…

Çiftçimiz henüz şiddetli susuzluk ve açlık hissetmediği aynı zamanda sıcakların henüz bastırmadığı sabahın 9’ u civarında tarlaya gitmektedir. Tarladaki daha önce biçilmiş buğdaylar traktöre monteli kepçeler ve “ana dutlar” aracılığıyla “kara çavlı” römorklara yüklenmektedir. Römorklara yüklenen “sap” (Buğdayın tane kısmı ve saman kısmının ayrılmamış halidir.) denilen mahsuller harmanlara taşınmaktadır. Bu taşıma işlemi günün belirli bir zamanına kadar devam etmektedir. Sıra bu buğdayların tane kısmı ve saman kısmının ayrılma işlemi olan “patosla ezme” işlemine geldiğinde havaların çok sıcak olması sebebiyle bu işlem “iftardan” sonraya bırakılmaktadır.

Akşam ezanların okunmasıyla birlikte orucunu açan çiftçilerimiz bir günü daha çalışarak ve ibadetle geçirmenin mutluluğunu ve huzurunu yaşamaktadır.

İşin geri kalan kısmı olan “patosla ezme” işlemi için gece yarısı harmana gidilmektedir. Harmanda işlerin bitmesiyle birlikte tekrar eve dönülmektedir. Sıra sahur yapmaya gelmiştir. Günün yirmi dört saati belirli dönemlere ayrılmıştır. Bazı dönemleri ibadetle, bazı dönemleri çalışmakla, bazı dönemleri ise dinlenmekle geçmektedir.

Çiftçimiz bilmektedir ki; iftarda ve sahurda önünde duran nimetler Allah’ ın lütfüdür. Çalışmak ise bu lütfe teşekkürün en güzel hallerinden biridir. Yine bilmektedir ki; buğday her haliyle insana hizmet etmektedir. Sofralardaki ekmekte buğday dandır, süt veren hayvanın yediği saman ve kepek de buğday dandır. Ama bilir ki; hepsi ama hepsi Allah (c.c)’dendir.

Başka bir ifade ile dünyalık ihtiyaçlar için çalışmanın yanında, diğer görevlerimizi de unutmamak gerekir. Bu şekilde hem dünya saadeti hem de ahret saadetine ulaşılabilinir. Hakkıyla ve helalinden kazanmak için yapılan çalışmalar ve halis bir kalple ve imanla yapılan ibadetler; kulluğu ve şükrü göstermenin en güzel hallerindendir.

Eğer ki dünyalık işlerimiz ibadetlerimizi yapmamıza engel olmuyorsa, hem ibadetlerimizi layıkıyla yerine getirebiliyor hem de helalinden dünyalık rızkımız için alın teri dökebiliyorsak bizden daha bahtiyar kim olabilir ki…

Yüce Mevlam bizleri ve sizleri; “Himmet yönüyle insanların en yücesi hem dünya hem de ahiret işine himmet gösteren mümindir “ Hadis-i Şerif’inde ifade edilen kullarından eylesin İnşallah.

Saygı ve sevgilerimle… 

Akın RÜYAOĞLU

Bizi sosyal medyadan takip edin

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

blank
Tıklanma: 0

Bizim yönümüz bilim ve şanlı tarihimiz

Türk tarihi dünya tarihinin temelini, gelişmesini ve geleceği inşasını gösterir. Türklerin tarih sahnesinde olmadığını varsayarsak dünya tarihi boş bir kağıt parçası haline gelir. Atın evcilleştirilmesi, kadın hakları( kadının kurultayda, yönetimde söz sahibi olması), zulmedenin cezalandırılması, mazlumun korunması, savaş hukuku gibi konular Türk tarihinde bütün dünya devletleri tarihinden önce hayata geçirilmiş ve uygulanmıştır. Türkler bu gelişmeleri yaşarken Avrupa tarihi bağnaz, üç beş seçilmişin(soylunun) hegemonyasında açlık, kölelik ve zulmü yaşamaktaydı. Özendiğiniz Avrupa’nın özenilecek nesi var ki. Medeniyet dersen kendi tarihine bak, temizlik dersen kendi tarihine bak, bilim dersen kendi tarihine bak( el cezeri, Biruni, Farabi, Harezmi, Ali Kuşçu, Takiyüddin, Nizamül mülk, Tonyukuk, İbnül Heysem). Dünya medeniyetlerin çoğu bu bilim insanlarının keşiflerini, çalışmalarını araştırıp uygular iken biz neden Avrupa’dan alalım. Kendimize geldiğimizde tarihimize baktığımızda nasıl Selçuk Bayraktar’ların, Necmettin Erbakan’ların, Nuri Killigil’lerin, Mahmut Faruk Akşitlerin yetişeğini görüyoruz. Yönümüz ne batıdır ne doğu, yönümüz bilim ve köklü tarihimiz olmalıdır. Hepinize selamlar, sağlıcakla kalın….

Bizi sosyal medyadan takip edin

Yorum Yaz

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.