reklam reklam

Şehitler Çeşmesi

Ya Allah Ya Bismillah

“Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz.” (Bakara, 2/154)

ŞEHİTLER ÇEŞMESİ

Akkuzulu İlkokulu ve Ortaokulunun bahçesinde açmış bir sümbüldür “Şehitler Çeşmesi”…

Öyle bir çeşme ki; mütevazı bünyesinde gururla taşıdığı -rengini Şehitler Kanından ve Yüce Tecelliden almış- Türk Bayrağı ve Aziz Şehitlerimiz  “Yüksel TUZCU ve Mustafa Zihni OLMUŞ” resmi işlenmiş bir laledir “Şehitler Çeşmesi”…

Yoktan Var Edene şükür ve zikirdir “Şehitler Çeşmesi”…

Susamış dudaklara serinliktir, yaralı yüreklere merhemdir.

Bir kurnasından “hayat suyu”, bir kurnasından “gül şerbeti” akan bir çeşmedir.

Dün ve sonsuzluk arasında bir köprü, yarına bir geçittir.

Öyle bir çeşme ki; bir göreyim, suyunda bir yüzümü yıkayayım, bir damla su içeyim, serinleyeyim derken, dermanım kesildi. Birden sanki zamanda geçmişe yolculuk yaptım, çok üşümeye başladım…

Hem de çok…

Bir anı canlandı gözlerimin önünde;

20-25 yıl öncesi sanki. Bir sonbahar günü olmalı, kasımın sonralarına doğru, hava çok soğuk –kuru ayaz- ben 10-11 yaşlarında bir çocuğum. Öyle bir feryat, öyle bir figan ki, canlı-cansız ne varsa hepsi kulak kesilmiş…

Anlıyorum, fevkalade bir durum var.

Ama ne?

Annem yukarıya doğru koşuyor, ben annemin arkasından koşuyorum. Sadece annem değil, ben değil, bütün köy koşuyor. Bir yandan koşuyorlar diğer yandan ağlıyorlar.

         Bende annemin arkasından koşuyor bir yandan ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Anne ne olmuş?

Cevap yok. Tekrar, tekrar soruyorum. Yine cevap yok.

Çevreyi dinlemeye başlıyorum.

-Şehit oldu, vatan sağ olsun, çatışma çıkmış, adı Yüksel’miş, Hakkâri’deymiş, teskeresine de az kalmış, evliymiş…

Üzerinde Ay-Yıldızlı bayrak örtülü tabut, askerler, komutanlar, yüzlerce, binlerce insan.

         Daha önce köyde bir sürü cenaze olmuştu. Ama bu çok farklıydı. Sanki dağlar, taşlar, ağaçlar, canlı-cansız ne varsa ağlıyordu. Bende ağladım sebebini bilmeden.

Bir cenaze töreni değil de bir buluşmaydı. En şerefli konuğun misafir olduğu bir buluşma. Belki de konuğu; Hz. Muhammed (sav) ‘olan buluşma…

Ya Şehidinin anlını öpüyor, ya yarasını temizliyor, ya da Cennetin yolunu gösteriyordu.

Bilmiyorum, çocuk kalbimde hissettiklerim bunlar.

Henüz bitmemişti ki; üşümem geçti. Sanki başka bir anıya atladım.

Bu sefer sanki bir yaz günü, Şehit Yüksel TUZCU’nun na’şının defnedilmesinin üzerinden bir sene bile geçmemişti ki, bir şehit haberi daha duyuluyor. Bu sefer Şehadet şerbetini içen Mustafa Zihni OLMUŞ’tu. Yine insanlar oluk oluk Hatıp denilen yere koşuyorlardı.

Sanki mahşer günüydü, yine insanlar, meyveye yeni durmuş ağaçlar, cümle canlı-cansız ne varsa ağlıyordu. Ben yine ağladım. Sanki tepeler inliyordu feryat figandan.

Yine fevkalade bir şeyler oluyordu. Yine bir toplantı vardı sanki. Kim bilir kâinatın en şerefli yaratılmışı Hz. Muhammed (sav) o anda şehidini uğurluyordu. Sanki şehidine Cennetin Yolunu göstermeye, vatan bekleyen gözlerinden öpmeye, yarasını temizlemeye gelmişti.

Birinci törenin bir aynısıydı sanki. Sadece, isim, zaman farklıydı.

Sanki her iki cenaze töreninde de milyonlarca melek,  binlerce insanla birlikte saf tutuyorlardı.

Bunlara şahit olduğum zaman, bayrağı uğrunda ölünesi bir şey değil de, okulda bayramlarda taşınan bir şey sanıyordum. Daha o zamanlar vatanın ne kadar aziz olduğunu bilmiyordum.

Yine anneme sordum?

Anne Mustafa Zihni abi öldü mü?

Annem bu sefer sorumu cevapladı.

-Ölmedi oğlum, ölmedi. Mustafa’da, Yüksel’de ölmedi. Şehit oldular.

-Şehit ne? Anne.

-Vatan için her şeyini feda edendir.

-Vatan ne? Annem.

-Vatan sensin oğul, vatan bayrak, vatan namus, vatan şeref, vatan sevmektir, vatan feda olmaktır oğul.

Annemin sözleri kulağımda yankılanırken, oğlum sesi beni anılarımdan uzaklaştırdı. Olduğum yerde öylece oturuyordum. Zil çalmış ders arası verilmişti anlaşılan.

-Baba, bak çeşme ne güzel değil mi?

-Evet, oğlum, çok güzel…

-Baba üzerine niye bayrak yapmışlar.

-Kıymetli olduğu için.

-Bu abiler kim, niye resmi çeşmeye koymuşlar?

-Onlar şehitler oğlum.

-Şehit ne baba?

-Şehit vatan için kendini feda eden yiğit, mert, imanlı, kişidir oğlum.

-Vatan ne baba?

Ben mi cevapladım, yoksa yıllar önce annemin cevabını mı tekrar ettim bilmiyorum.

-Vatan sensin oğul, vatan bayrak, vatan namus, vatan şeref, vatan sevmektir, vatan feda olmaktır oğul.

Şimdilerde anlıyorum ki;

Bu topraklar –Akkuzulu-  kendi bağrından çıkmış, Şahadet Şerbetini İçmiş Evlatlarını anne kundağına sarmış gibi bağrına basmış. Bu acıya, bu adanmışlığa, bu gurura dayanamamış olmalı ki; göz pınarları çeşme olarak küçük dudaklara –öğrencilere- serinlik olmak için, bir bedel ödermişçesine, okul bahçesinde akmaya başlamış.

Bu çeşme ki; bağrına emanetini aldığı Şehitlerinin hatırasına duyduğu saygıdan ve sevgiden, yine bağrından çıkan evlatlarına geleceğin vatan emanetçilerine, hizmet edercesine akmaktadır.

Bu gün belki de, Peygamber Efendimiz (sav)’in gülleri “ Mustafa Zihni OLMUŞ ve Yüksel TUZCU” cennetin bahçesinden çeşmeyi, başında eğleşen çocukları seyrediyordur. Vatanı emanet ettikleri, vatan sevgisi ve imanla yetişen nesillerin hatıralarına duydukları saygıyla gurur duyuyorlardır.

“Bu yazı Aziz Şehitlerimize ithaf olunur.”

(Çeşmenin yapımında emeği geçen; başta İlkokul Müdürü Ali AĞIRKAYA, Okul Hizmetlileri Ümmet Bey ve Köksal Bey olmak üzere, maddi ve manevi destek veren herkese en derin duygularımla teşekkür ediyorum.) 26/05/2015   

Haber: Akın RÜYAOĞLU


Yorumlar

Yorumlar (3 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

  • murteza poyraz :

    05 Haziran 2015-03:47

    ali hoca, ali hoca, biri seni durdursun,akkuzulu akkuzulu olalı böyle bir ne ögretmen nede idareci görmedi görmezde.ya hocam yapma böyle seyler bizler alıskın degiliyiz böyle seylere agır gelir hazmedemeyiz… .siz bunları görüp ,düsünüp vede yaparken bir yabancı olarak o köyde hic mi kimse yok mu bir tuglada benden olsun deyecek. corbada tuzumuz olsun diyebilecekkkkk.halbuku ben akkuzulunun nufusunu kalabalık biliyorummm …ali hocam sen devamm et bir kac cesme daha yaptır… o sehitlerimizin mezarlıgının etrafıda tellerle cevrilecek onuda yaptırr…belki birileri görürde utanır…akkuzulu okulunun okul aile baskanlgı yokmu acaba ,benim bildigim böyle seyleri okul aile baskanlıgı yaptırması lazımmm…mahallenin dernegi yokmu varsa baskanımı yok acaba böyle soruları ister istemez insan kendi kendine soruyor…o okul yapılırkende kimse gelmedi köyden gelmezde ,okul baska köye gidiyordu.hic bir kimse gelipde bizim bu okula ihtiyacımız var demedi. mevlananın dedigi gibi, cok insan gördüm üzerinde elbise yok ,cok elbise gördüm icinde insan yook.

  • Necati SARITAŞ :

    08 Haziran 2015-00:09

    Ali hoca gibi insanlar akkuzuluya kırk yılda bir gelir ama kıymetini bilemezler Allah yolunu açık etsin köylü okula gidip ali hocayla tanıssın ona destek versin işte o zaman akkuzuluda yeni nesilin okuduğunu göreceğiz

  • Rabia ERDOĞAN :

    24 Temmuz 2016-02:52

    Şimdi bir başka anlamlı geldi bu şehitler çeşmesi 1 yıl geçmiş üzerinden ancak bazı insanlar bize nelere sahip çıkmamız gerektiğini hatta gözümüzün içine sokarcasına bizi biz yapan değerlere sahip çıkmamız gerektiğini tam bir yıl önce bize söylemişler. Okullar açıldığında bu okul müdürümüze bir hediye yollayacağım şehitlerimize ülkemize daha sıkı sarılalım başka Türkiye yok reisi yalnız bırakmayın bu çeşmeyi yapan müdür beyinde çok iyi makamlara gelmesi için özel çaba harcayın bizlerin geleceği öngören başarılı insanlara ihtiyacımız var

reklam
reklam
reklam
Tasarım | aksiyonreklam.com